Yazılarım

Beş yıl sonra helallik istediler

MEHMET BOZKURT / ÖZEL RÖPORTAJ
Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı Pazar günü Beyazıt’ta kitap fuarında okurlarıyla buluştu. Yaklaşık iki saat Avcı’yla okurlarının buluşmasını izledim. Zaman zaman diyaloglarına şahit oldum. Hiç yalnız kalmadı. Çeşit çeşit insan geldi. Kitabı alan herkes bir kare de fotoğraf çektirdi.  Kimi çocuğu kimi de dedesi için kitap imzalattı. Bir belediyede temizlik işçisi olan bir okuru önce kitabı imzalattı sonra turuncu renkli yeleğini çıkarıp bir de fotoğraf çektirdi. Kamu personeli olduğunu söyleyenler, eski meslektaşları, türbanlısı, kolunda Atatürk dövmesi olanı… Birbirinden farklı insanlar Tekin Yayınevi’nden çıkan son kitabı Cemaatin İflası‘nı Avcı’ya imzalattı.
Ben de  fırsat buldukça Avcı’nın yazdığı, gündeme getirdiği konular üzerine sorular sordum. Fakat imza almaya gelenlerle Avcı arasında geçen bir diyalog dikkatimi çekmeye başladı. Bazı okurları Avcı’dan hakkını helal etmesini istiyordu. Çok şaşırdım. Kafamdaki soruları bir kenara bırakıp, “Neden helallik istiyorlar?” diye sordum.
Hanefi Avcı içten bir gülümsemeyle, 2010’daki kitaba olumsuz bakanların şimdi özür dilediğini söyledi. Bir okuru cemaatin gazetelerinden birine zamanında Avcı hakkında olumsuz bir beyanat vermiş. Geldi, “Bana sizin hakkınızda soru sordular kötü şeyler söyledim. Hakkınızı helal edin, o zaman fark edemedik” dedi. Bir başkası ise yıllarca cemaatin içinde olduğunu söyleyip, “O zaman hakkınızda hep olumsuz konuştum, hakkınızı helal edin sizi yanlış tanımışım” dedi.
Avcı’yla okurları arasında bu konuşmalar geçerken aklıma 2010 yılında Taksim’de bir kitabevinde yapılan imza günündeki fotoğraf geldi. Beş yıl önce Aydınlık dergisi için Avcı’ya bir kaç soru sormak üzere o imza gününe gittim. Kendimi tanıttım, çok kalabalıktı sadece bir kaç kelime konuştuk. Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabını Avcı’ya imzalattıktan sonra bir kare de fotoğraf çektirdik. O imza gününden hemen sonra Avcı tutuklandı. Dört yıl cezaevinde kaldı. Ben de bir yıl sonra Ergenekon’dan gözaltına alındım. İkimiz de “terör örgütü” üyesi olduk. Bilgisayarımın arşivinde olan o fotoğraf ise “suç delili” olarak Ergenekon dosyasına girdi.
Beş yılda sonra bir imza günün de yine Hanefi Avcı’yla yanyana geldik. Avcı yine kitap imzalıyor, ben de yine haber için yanındayım. Değişen ise; Avcı bu kez özür dileyip, helallik isteyenlere de kitabını imzalıyor… Bana bu gördüğümü de yazmak düşüyor.
Sağdaki fotoğraf: 2010 yılında Taksim’de bir kitabevindeki imza gününde çekilen bu fotoğraf yargılandığım Ergenekon davasında “suç delili” olarak sayıldı.
Soldaki fotoğraf: Beş yıl sonra Avcı Beyazıt’ta kitap fuarındaki imza gününde okurlarıyla buluştu. Bu kez kitap imzalatanlar arasında kendisinden helallik isteyenler de vardı.
Cemaat çok insanın ailesini perişan etmiş
Hanefi Avcı ilk kitabı Haliç’te Yaşayan Simonlar çıktığında sadec üç imza günü yapabildi. Kitapla birlikte soruşturmalar, ifadeler ve hemen ardından tutuklama… “Hayatımı zindana çevireceklerini biliyorum” diye yazmıştı ilk kitabında. Kitaptan hemen sonra “halkı etkilemek amacıyla kitap yazdı” suçlamasıyla(!) karşı karşıya kaldı. Geçtiğimiz yıl çıktı cezaevinden. Bu kez yine “halkı etkilemek amacıyla” ikinci kitabını yazdı. Okurlarıyla buluşmaya çok önem veriyor. Her okurunu uzun uzun dinliyor, kendisine sorulan tüm soruları yanıtlamaya gayret gösteriyor. Bazen konferans gibi olsa da Avcı bu durumdan memnun. Yıllarca emniyette önemli görevler yapan polis Hanefi Avcı’dan ziyade yazar Hanefi Avcı’yı tanımak istiyoruz. Okurlarını, onlarla kurduğu ilişkiyi anlatmasını isteyince başlıyor anlatmaya:
“Toplumun geniş kitlesi geliyor. Devlet, ülke güvenliği gibi konularına ilgi duyan insanlar daha çok geliyor. 2010’daki kitabım çıktığı zaman iki ya da üç imza günü yapmıştım. O zaman daha çok Silivri’de olup bitenlere kaygı duyanlar, cemaat-hükümet işbirliğinin yarattığı ortamdan kaygı duyanlar geliyordu. Bugün o insanlar yine var ama onlarla birlikte, cemaat-hükümet işbirliğine iyi niyetli olarak destek olan muhafazakarlar aldandıklarının farkına vararak geliyor. Bazıları helallik istiyor. ‘Hakkınızı yedik, zamanında göremedik, doğruyu gösterdiniz’  deyip ilk kitaba olumlu bakmayanların, ikinci kitaba olumlu baktığını görüyoruz.”
‘İslami kesim bu travmayı yaşayacak’
Benim de dikkatimi çeken bu durumu biraz daha açmasını rica edince Avcı, helallik isteyenlerle yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:
Cemaatin tesiriyle, İslama zarar veriyorum gibi bir havaya kapılmışlar. Şimdi olayı görünce, bir aldanışlık, bir yanlışlık görüp, “haksızlık ettik” diye gelip söylüyorlar. Sağ camia cemaati müspet görüyordu. Hep saygı duyuyordu. Zaman içinde gerçek yüzleri ortaya çıkınca şimdi gelip özür dileyenler oluyor. Bence İslami kesimler bu travmayı ilerde daha da yaşacak. Kendilerince İslami ölçülerde yaşayan insanların bir an da böyle hiçbir hak, hukuk tanımaz bir şekilde tüm insanlara zulm etmesi İslami kesimde büyük travmadır. Bu daha da yaşanacaktır. Halkın içinde cemaatten mağdur olmuş çok insan var. Hatta bu yüzden Türkiye’de diğer dini cemaatler mağduriyet yaşıyor. Onlar da cemaatin çok zararını görmüşler. Dikkat ederseniz Türkiye’de diğer dini cemaatler ilk günlerden cemaate tavır almış ama biz onların seslerini duymamışız. Bu grubun bu kadar siyasallaşmasını, devlet içine bu kadar girmesini çok tasvip etmemişler. Bu yapıya evini, arabasını satıp verenler oldu. Ciddi olarak islamiyete, insanlığa hizmet ediyor diye cemaate çok büyük destek vardı. O insanlar şimdi buna üzülüyorlar. “Biz  bunlar devlete, topluma zarar versin diye mi?” bunlara destek verdik diyen çok insan üzüntü yaşıyor. Çok insan artık bu tür yapılarak karşı tedbirli hareket ediyor. Eskisi gibi değil.
‘Binlerce insanın hayat hikayesini dinliyorum’
Cemaatin bürokrasideki yüzü yazılıp çiziliyor ama halk içinde yarattığı tahribatı görmek  için Avcı’nın imza gününde gelenleri dinlemek bile yeterli. Avcı kamuoyuna yansımayan şu duruma dikkat çekiyor:
“Kendileri de mağdur olmuş insanlar çıkıp geliyor. E-posta ve telefonla iletişim kuruyoruz. Şunu gördüm, mahkemeler intikal etmiş bizim bildiğimiz davaların haricinde adı duyulmayan, kimi mahkemeye intikal etmiş, kimi idari soruşturmalara uğramış, bir kısmı ise hakikaten çok sıkıntı çekmiş binlerce insanın hayat hikayesini dinliyorum. Cemaat bu ülkede bir çok insanı mağdur etmiş. Bir çok insanın ailesini perişan etmiş. Bazılarını soruşturmalarla uğraştırmış, çokça memuru ise sürdürmüş.”
‘Sizin başkalarına saldırmaya hakkınız yok’
Avcı bu sözleri söylediği sırada Taşhiye Yayınevi’nden bir yetkili gelip kendisine kitap hediye etti. Tokalaştılar, karşılıklı “geçmiş olsun” denildi. Avcı sonra şu sözlerle devam etti:
Bakın Türkiye’de sadece sol, şu bu kesimler değil,  İslami kesimden de insanlar aynı mağduriyeti yaşamış. Bu insanların da evlerine, iş yerlerine bomba, silah konularak örgüt yapılmış. Hiçbir insanın, hiçbir vicdanın, hiçbir değerin kabul etmeyeceği bir şey! Bir insana kişisel nefretiniz olabilir ama hiçbir insanın evine bomba koyarak onları bir örgüt olarak göstermenin mantığını anlamak mümkün değil. Zaten biz cemaate bunun için kızıyoruz. Sizin mantığınızın, sizin bu ülkeye verdiğiniz tahribatı anlamak mümkün değil. Sizin insana saldırınızın ölçüsü yok. Siz kendi dünyanız olabilir ama sizin başkalarına saldırmaya, devlet gücünü elinize alarak başkalarına hayatı zindan etmeye hakkınız yok. Bu devlet hepimizin devleti. Toplumdaki her katmanın devleti. Herkese eşit ve adil davranacaktır. Birilerinin devleti ele geçirip diğer kesimlere baskı yapması kabul edilir şey değildir. Bu böyle basitçe bir dava değildir. Bizim ülkede birlik, dirlik içinde olmamız lazım. Biz devletin hatasında da eşit davrandığını görüyoruz. Hata da yapsa bu bizim devletimiz. Bu cemaat bütün ölçüleri bozarak, içine girerek herkese zarar vermeye, devletin herkese eşit davranma ilkesini bozup kendi lehine, diğer herkesin aleyhine davranması biçiminde yol izliyor. Bu hareket hiçbir şeye benzemez. Bu ülkeye yapılmış en büyük kötülüktür. Asla affedilemez, asla hoş görülemez.
Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı yasadışı dinlemelerle cemaatin diğer suçlarına zemin hazırladığını söyledi. Cemaatin faaliyetlerinin yasadışı dinlemeyle sınırlı olmadığını vurgulayarak bunun birinci bölüm olduğunu, ikinci bölümün ise sahte belgeler ve kumpaslar olduğunu ifade etti. Hükümetin paralel yapıyla mücadele kapsamında özel bir yasa çıkartması gerektiğini savunan Avcı,  “Böylelikle soruşturmalar daha da hızlanacak” dedi. Avcı Ergenekon’da, Odatv, Devrimci Karargah gibi davaların sonuçlamasını beklemenin suçluların ortaya çıkarılmasını zorlaştıracağını da söyledi.
Pazar günü Hürriyet gazetesinde Türkiye’nin yasadışı dinleme haritası yayımlandı. Bu haritaya göre 30 ilde yasadışı dinleme yapıldığı tespit edildi. “Paralel devlet yapılanmasının Emniyet içindeki uzantılarınca organize edilen” yasadışı dinlemeyi yapan 399 polis yargı önüne çıkarıldı. Cemaatle mücadelede neden yasadışı dinlemelerle başladı?
Cemaatin yaptığı en büyük suçlardan biri. Diğer suçlarına da zemin hazırlayan, devlete nüfuz etmede ve komplolar hazırlanmasında en çok kullanılan yöntemlerden bir tanesi telefon dinlemesi. Bir de ispatlanması kolay.
Cemaat neden dinledi?
Çünkü cemaat tüm topluma tuzak kurmak, hükmetmek ve yönlendirmek için dinleme yaptı. Hatta daha da ileri giderek devlete sahip olmak için bu yöntemi kullandı. Ve bunu merkezi olarak yaptı. Daha dinlemeleri belli oranda ortaya çıkarabildik. Benim dinleme kararım elimde var ama hala o dinlemeyi tespit edemediler. Benim 2010’da yazdığım kitaptaki dinlemeleri daha ortaya çıkaramadılar. Belki yasadışı dinlemelerin yüzde kırkı ancak ortaya çıkarılabildi. Hürriyet gazetesinde yayınlanan harita önemli. Cemaatin bu işi bir merkezden yaptığını, Ankara başta olmak üzere tüm illeri organize ettiğini biliyoruz. O haritadakiler ancak ortaya dökülen, mahkemeye çıkarılan. Daha ortaya çıkarılamayanlar var.
Emniyetteki cemaat yapılanması bugün yargı önüne çıkarılabilmiş 399 polisten mi ibaret?
Cemaatin emniyetteki varlığı daha çok istihbaratta. İstihbaratın içerisinde de ayrıca bir yapı daha kurmuşlar. Çekirdek yapı. 399 polis belgelerde imzası olduğu için tespit edildi. Gerçek rakam tabi ki bunun üzerindedir. Yasadışı dinlemenin tamamına vakıf değiliz. Bildiğimiz ve ortaya çıkaramadığımız dinlemeler var. Biz polis memurlarını çok önemsemiyoruz. Mühim olan amirler. Bunlara emir veren, yönlendirenler. Büyük bir kısmı bilerek yapmıştır ama bazıları emir telakki ederek yapmıştır. Gerçek rakama adım adım ulaşılacağı kanaatindeyim.
Cemaatle mücadele sadece yasadışı dinlemeler mi sınırlı? Bunun ötesinde ne yapılmalı? 
Yasadışı dinlemeler cemaatin diğer suçları işlemesine zemin hazırladığı için çok önemli bir olaydır. Bu mücadelenin birinci bölümdür. İkinci bölüm; sahte belge ve kumpaslar olacak. Önümüzdeki dönemde daha çok bu sahte belgeleri düzenleyenlerin ortaya çıkarılmasını bekliyoruz. Bu kumpaslar ispatlansın ve ortaya çıkarılsın. Ergenekon, Odatv, Devrimci Karargah gibi davalar bitmeli ki, o davalar aleyhindeki kumpas ortaya çıkarılabilsin. Bu davalar arasında sadece Balyoz bitti. Mahkeme de suç duyurusunda bulundu. Bence önümüzdeki günlerde diğer davalarda da bu durum ortaya çıkacak.
Nasıl bir yöntem izlenmeli?
Gönül isterdi ki özel bir yasa çıkarılsın ve mahkemelerle ilgili suç duyuruları daha hızlı yapılsın. Bunları yapanlar hakkında bir soruşturma başlatılmalıydı. Balyoz bitti ama Odatv, Devrimci Karargah devam ediyor. Ergenekon’da ne olacak belli değil. Bunların sonuçlanmasının ardında suçluların soruşturulması zor olacak. Keşke bu mağduriyetlerin gidirilmesiyle ilgili hükümet, paralel yapının araştırılmasıyla ilgili bir yasa çıkarsaydı. Bu davaların ayıklanması yıllar alacağa benziyor. Bu da zaman kaybı.
Milli Güvenlik Kurulu’nda Cemaat’in milli güvenliği tehdit eden unsurlar arasında kabul edilmesi bu süreci hızlandırmaz mı?
Bu karar cemaatle mücadelede bir yasa hazırlanmasına zemin teşkil edebilirdi. Diğer adli mekanizmaların bu davaları biraz daha hızlı görmesine meşruiyet kazandırabilirdi. Görünüşe göre klasik yöntemlerle bu hakların iadesi yapılıyor. Bu da uzunca bir süreci kapsıyor
Cemaat hükümetin çözüm sürecini sabote etmek için büyük bir KCK operasyonu düzenledi. 7 Şubat MİT krizi bu yüzden çıktı. Haritaya baktığımızda Doğu ve Güneydoğu illerinde cemaate operasyon yapılmadığını görüyoruz. Bunun nedeni ne olabilir? 
Güneydoğu’da Cemaat’in yönettiği, yönlendirdiği, yaptığı haksızlıklardan veya komplolardan bir tanesi de KCK operasyonları. Bir kısmı gerçekten örgütle bağlantılı olabilir ama bir kısmı da toplumu, oradaki siyasetçileri susturmaya yönelik operasyonlardı. Diğer bir amacı da Cemaatin hedefinde olduğu kişileri susturmaktı. Batı’da nasıl Ergenekon operasyonları yaptıysa orada da KCK adı altında yaptı. Belki yargı süreci bittikten sonra o davalardaki komplolara bakılacak.
14 Temmuz 2015 tarihli Aydınlık gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir